21.8.04

Her Şey Yeterli Olsun, SEVGİLİNİN YAKINLIĞI, KARARSIZLIĞIMIN KARARI...

Her Şey Yeterli Olsun
Geçtiğimiz günlerde, havaalanında bir baba ile kızının son dakikalarda aralarında geçen konuşmaya kulak misafiri oldum. Kızın bineceği uçağın kalkmak üzere olduğu anons edilmişti. Güvenlik kapısının yanında duruyorlardı. Birbirlerine sarıldılar ve baba "Seni seviyorum. Her şey yeterli olsun," dedi. Kız, "Baba, birlikte geçirdiğimiz günler gereğinden fazla güzeldi. Sevgin,ihtiyacım olan tek şey. Ben de senin için her şeyin yeterli olmasınI diliyorum, baba," diye karşılık verdi. Birbirlerini öptüler ve kız ayrıldı. Baba, yanında oturduğum pencereye doğru yürüdü. Ayakta dururken ağlamak istediğini ve buna ihtiyacı olduğunu görebiliyordum. Özel konulara Girmemeye çalıştım; ama "Birine sonsuza kadar ayrı kalacağınızı bile bile hoşça Kal dediniz mi hiç?" diye sorarak adeta beni sohbete davet etti. "Evet, " Diye yanıtladım. Bunu söylemek, beni anılara, benim için yaptıklarından ötürü babama duyduğum sevgiyi ve minneti ifade etmeye çalıştığım anlara götürdü. Zamanının sınırlı olduğunu bildiğimden, benim için ne kadar önemli olduğunu yüzüne söylemek için özel zaman ayırmıştım. Dolayısıyla, bu adamın Neler hissettiğini anlıyordum. "Sorduğum için bağışlayın; ama neden bu sonsuza kadar sürecek bir veda?"diye sordum. "Ben yaşlıyım; o da çok uzakta yaşıyor. Önümde bazı ciddi mücadeleler var. Gerçek şu ki, onun buraya bir sonraki gelişi geç olabilir." dedi. "Veda ederken 'Her şey yeterli olsun' dediğinizi duydum. Bunun ne Anlama geldiğini sorabilir miyim?" Gülümsemeye başladı. "Eski nesillerden Kalma bir dilek. Annem ve babam, bunu herkese söylerlerdi." Bir an duraksadı; sanki daha detaylı olarak hatırlamak istermiş gibi baktı;kocaman gülümsedi. "'Her şey yeterli olsun' dediğimizde, karşımızdaki kişinin onu ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmesini dileriz," diye devam etti ve bana dönerek şu dizeleri ezbere okudu "Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum. Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum. Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum. Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum. İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum. Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum. Son 'Elveda'yı atlatmana yetecek kadar 'Merhaba' diliyorum. Sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı ve yürüdü gitti. Yazar bilinmiyor *bende sana yaşamında herşey yeterli olsun diliyorum.
atasözü
Dün yalnızca bir düştür, yarınsa bir beklenti. Ama
iyi yaşanmış bir bugün, geride kalan her dünü bir
mutluluk düşüne, her yarını da bir umut beklentisine
dönüştürür. Bu yüzden bugüne bakın siz"
Sankrit Atasözü
Kaynak: Sağlığı Yaratma, Dr. Deepak Chopra, İnkılap Kitabevi

SEVGİLİNİN YAKINLIĞI
----------------------------------------------------------------------
Seni düşünüyorum, güneşin ışıkları denizden aksedince
Seni düşünüyorum, ayın pırıltıları kaynaklara vurunca.
Seni düşünüyorum, uzak bir yol üstünde tozlar havalanırken,
Karanlık bir gecede, dar bir tahta köprüde bir yolcu ürperirken.
Seni düşünüyorum, boğuk uğultularla orada yükselirken dalgalar.
Kulak kesilmek için koruluktayım, sık sık her şeyin sustuğu anlar.
Uzakta olsan bile ben senin yanındayım, sen de yakınımdasın.
Güneş batıyor, biraz sonra, beni ısıtacak yıldızlar
Ne olurdu burda yanımda olsaydın
Goethe

KARARSIZLIĞIMIN KARARI
Akşamlardan bir vakit,
Yürüyorum yollarda,
Ben benden çok uzaklarda...
Nerelerdedir şimdi acaba?
Ne eder, ne yapar diyorum?
Kelimelerin anlamsızlaştığı noktada
İçten gelen,
Hiçbir şeye benzemeyen,
Garip bir his içimde
Sevmek desem çok sıradan
Aşk desem çok olağan...
Gülüyorum bu halime...
Kırmızı güllerin arasında görüyorum yüzünü
Eğilip öpmek geliyor içimden hepsini.
Sevmek midir beni sarhoş eden,
Hiç içmeden?
Avuçlarım terliyor sıkıntıdan
Değmeli, değmeli sevilmeye insan
Yoksa ne ki bu halim?
Kalbimdeki kıpırtı dudaklarını düşündükçe,
Yağmur gibi boşanması gözyaşlarımın
Yokluğunu hissettikçe...
Başım dönüyor düşüncelerden
Günümü başlatan hayat ateşim
Kararsızlığım yok inan tek bir şeyde
Seni kaybetmekten duyduğum o derin korkuda
Ve o anlarda hissettiğim
Yalnızlık esintilerinde...
Ebru Türkol

BABA
her yılbaşında
sana söyleyecek
bir tek
sözüm var:
"seni ne kadar çok seversem
o kadar
çok olsun ömründen geçen yıllar..."
Baba!
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku
başımı eğmez!
Yalnız senin elini öpmek için
eğilir başım.
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım...
Nazım Hikmet / 1 Ocak 1932

SADECE SEN
Dost dediğin; radikal olmalı;
Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile
Seni Sevmeli...
Sarılınacak biri olmadığın zamanlarda bile
Sana sarılmalı...
Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile
Sana Dayanmalı...
Dost dediğin; fanatik olmalı;
Bütün dünya seni üzdüğünde
Sana moral vermeli,
Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,
Ve ağladığında, seninle ağlamalı...
Ama hepsinden daha çok;
Dost matematiksel olmalı;
Sevinci çarpmalı...
Üzüntüyü bölmeli...
Geçmişi çıkarmalı...
Yarını toplamalı...
Kalbinin derinliklerinde ihtiyacı hesaplamalı...
Ve her zaman
Bütün parçalardan daha büyük olmalı...
Sadece sen
Böyle bir dost olabilirsin...

VEDA
Gidişin değil, bir umutla dönersin diye beklemek öldürdü beni...
Bir hoşçakalı çok gördün...
Zor geldi hoşçakal demek sana,
böyle gitmek daha kolaydı çünkü,
arkada kalanı düşünmeden çekip gitmek,
yakıştı mı sana?
Yakıştı mı gidiyorum demeden gitmek?
yakıştı mı veda etmemek ve çekip gitmek?
yakıştı mı ayrılıkla yüzleşmemek?
gittiğini bile söylememek...
Bir hoşçakalı çok gördün...
Bu kolay olanı idi, bunu seçtin...
bencildin, gene kendin için en iyi olanı seçtin,
başkasının duyguları seni yine hiç ilgilendirmedi...
hoşçakal demek zordu çünkü,
vedasız gittin, sanki geri gelecekmiş gibi gittin,
ayrılıkla yüzleşmeden gittin...
ayrılık acı verir çünkü,
sanki ayrılmıyormuşuz gibi terk ettin.
Oysa beni gidişin değil,
bir umutla gelirsin diye beklemek öldürdü..
Hoşçakal dememiştik, ayrılmamıştık öyle ise,
dönecektin, bir umut vardı hala,
rüzgarda savrulan bir mum alevi gibi cılız ama
ısrarla yanan bir umut vardı..
İşte beni o umut öldürdü...
gidişin değil.....
Bir gün dönecek diye beklemeler öldürdü beni,
başka gölgeleri, sana benzetmek eritti bedenimi,
ayak sesleri, merdiven çıkışlarını dinledim sen misin? diye...
kapı çalındığında ben koştum,
telefon çaldığında, ilk çalışta elim telefondaydı ilk aylar da...
Gelmedin...
Ama hoşçakal da dememiştin...
Gitmiştin...
Ama veda etmemiştin...
Gidişin değil,
beni döneceksin umudu ile beklemek öldürdü..
Çok geç anladım bencildin...
Artık hiçbir gölge sen değilsin,
hiç telefon etmeyeceksin,
dudakların adımı söylemeyi unutmuştur artık,
çalan kapılar ve telefonlara ben bakmıyorum kaç zamandır...
Hoşçakal demeden gittin...
kolayı seçtin...
dönmeyeceksin...
Yüreğimde artık ne sevgi var, ne umut, ne de bir ağrı...
Yüreğimde taşlaşmış bir HOŞÇAKAL var... sana ait...
Onu bir söyleyebilsem, sana veda edeceğim...
Bunca yıl benden çaldığın, hayatımı geri isteyeceğim.
Ve sen,
Hiç anlamayacaksın, hiç bilmeyeceksin...
Beni gidişinin değil, dönersin umudu ile yaşamanın öldürdüğünü...
Hoşçakal demek, ölmekten daha mı zordu?

BİR SONRAKİ GÜNE...
Yıllarca erteledim duygularımı..
Okunmadan atılmış kağıtlarda duygularım
Gecikilmiş bir aşk yazılı atılan kâğıtlarda
Hiç bir şey için geç değil belki
Belki, şimdi tam zamanı.
Bir de yürek sözden anlasa...
Hergün bir sonrasına ertelediğim itiraflar..
Sorular, döner, dolaşır beynimin içinde.
Beynimin içinde satır, satır duygularım..
Sustururum kaleme almadan...
Bir gün, bir sonraya ertelerim hergün.
Kendimin, kendimle savaşı bu
Bir sevebilsem gerçek ve hesapsızca,
Aşık olsam ertelemeden bir sonraki güne.
Bir umut ışığı yanar yüreğimde
Umudu ertelerim bu sefer..
Umudu ertelerim bir sonraki güne.
Aslolanları yaşamadan umarsızca..
Bir sonraki güne...
Gülay Atilay

seni nereye koysamda yaşasam
akla mı
yüreğe mi
ruha mı
aklım unutkan
yüreğim hercai
ruhum günahkar
seni nereye koysamda yaşasam
mantığa mı
aşka mı
inanca mı
mantığım değişken
aşkım saman alevi
inancım bana özgü
seni nereye koysamda yaşasam
hiçbir kalıba sığdırmadan
hürriyetinle rüzgarını taşıyarak
beni de alıp götürsen zaman zaman
önüne katıp
denizlere bıraksan
balıklara yem için
zevklere günah için
korkularla uyanmaya sırılsıklam
yeniden bir kadehte uyanmak ister misin
hicazdan nihavente tellerinde mızrabın
ya da kar olmak bir dağın doruğunda
güneşe tapmak erimeyi göze alıp
ölmeyi göze alıp yaşamak gibi
seni nereye koysamda yaşasam
bilmiyorum
sel olmadan taşmayı anlatıyorsun
yok etmeyen günahları hazları
ben seni
özgürlüğüme koyuyorum
Oğuzkan Bölükbaşı
BELKİ BİR GÜN
Üzüldüğünü söylemek yetmiyor, seni seviyorum diyene,
O acıdığını düşünüp, başlıyor nefret etmeye,
Gözlerinde çok sevdiğini göre göre
Dilim nasıl varır arkadaşım, dostumsun demeye...
Verilmeyen sözleri, verilmiş sayıyor,
Verilmeyen randevulara gidiyor,
Sevdiğini, değer verdiğini biliyor,
Sevgiyi kalbinde aşk olarak hissetmek istiyor.
Güneşin doğuşunu beraber mi seyrettik?
Baharı ne çok sevdiğimizi mi hissettik?
Aşk şarkılarını mehtapta birlikte mi söyledik?
iyi günde kötü günde, dost yanında dedik.
Parayla satın alınsa çoktan vermiştim ona,
Denedim, çarpmıyor kahrolası doya doya,
Aşkı ona çok görüp, zalimin ayakları altına,
İstemek yetmiyor, neden diye soruyorum Tanrı’ya !
Ela gözler derin, derin bakarken,
Ah keşke, keşke demek geliyor içimden,
Seveni sevmek mi, zalimi sevmek mi aşkın kuralı?
Sen ve Ben zalimleri sevdik, paylaşıyoruz yalnızlığı.
Biz sevdik, adına zalim dedik,
Bizi sevenlere zalimlik etmedik mi?
Sevgiye düşen, işkence çekiyor
Her seven bir zalimin eline esir düşüyor.
Aslında benim suçum senin suçunla aynı,
Sevginin suçuyla cezası da aynı,
Olan gönüllere oldu, yanlış kalplerde harcandı,
Şimdi sana da bana da bu cezayı çekmek düşer.
Duygularımızı yaşıyoruz, gönlümüz dolu,
Yazılmamış beraber yürümemiz sevda yolunu,
Farkındayım; yanı başımızda, mutluluk bu,
Ama Üzgünüm; bu yol geri dönmeyen sevgililerle dolu.
Kızmıyorum artık geri dönmeyen sevgililere,
Söz geçmiyor ki duygulara, deli gönüllere,
Belki bir gün deyip, devam beklemeye,
Cesaretim yok dokunmaya, sevgiyle uzanan ellere.
Daruma